OKU..!
OKU..!

HER AN YENİDEN YARATAN ALLAH

HER AN YENİDEN YARATAN ALLAH

Kâinat, bir kez kurulup kendi haline bırakılmış mekanik bir saat değildir. Varlık, her an Allah’ın “Ol” emrinin tazelenmesiyle ayakta duran canlı bir tecellidir.
İçinde yaşadığımız bu Alem, bir AN bile sabit durmaz.
Her salise tamamen yok olur ve hemen peşinden Allah’ın sonsuz gücüyle, bir önceki anın neredeyse birebir aynısı olarak yeniden var edilir.
Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati şöyle haber verir,.. “O, her an yeni bir şe’ndedir.” (Rahmân/29)
Yani Allah’ın yaratması geçmişte olup bitmiş bir fiil değildir.
O, el-Hayy ismiyle her an hayat verir,..
El-Kayyûm ismiyle her varlığı ayakta tutar,
El-Mübdi ismiyle yaratmayı başlatır,
El-Muîd ismiyle onu sürekli yeniler.
Varlığın devamı, bu kesintisiz ilahî tecellinin eseridir.
Biz ise zamanın akışı içinde bu yenilenmeyi fark edemeyiz.
Nasıl ki bir filmi kesintisiz hareket ediyor sanırız, hâlbuki o görüntü saniyede ardı ardına geçen binlerce kareden oluşuyorsa varlık alemi de bize süreklilik gibi görünse de her an yeniden yaratılan ilahî bir tecellidir.
Bazı düşünürler, kuantum fiziğinde parçacıkların olasılık hâlinden belirli bir duruma geçmesini bu hakikati hatırlatan bir benzetme olarak görmüşlerdir.
Bilim bunu kendi diliyle açıklar, tasavvuf ise aynı manayı ilahî tecelli açısından okur.
Burada amaç iki alanı özdeşleştirmek değil, biriyle diğerini tefekkür etmektir.
Tasavvufi bakışla gayb Allah’ın ilmindeki sonsuz imkânlar alemidir. Görünen her varlık ise bu ilmin kudretle zahire çıkmış bir tecellisi dir.
El-Alîm her şeyi ezelden bilir, El-Kadîr dilediğini dilediği anda var eder,
El-Musavvir her varlığa kendine has sûretini verir.
Madde, mutlak ve bağımsız bir varlık değildir.
Algıladığımız bütün âlem, Allah’ın Esmâ’sının açığa çıkışından ibarettir. Varlığın her an devamı, ilahi kudretin kesintisiz tecellisiyle mümkündür.
Hakikatte mutlak varlık yalnızca Allah’tır, görülen çokluk ise Esmâ’ nın farklı terkipler hâlindeki açığa çıkışıdır.
Materyalist yaklaşım, bilinci beynin ürettiğini kabul eder.
Oysa beyin, bilinci yoktan var eden bir mekanizma değil bilincin açığa çıkmasını ve değerlendirilmesini sağlayan biyolojik bir değerlendirme sistemidir.
Günümüz bilimi de bilinç deneyiminin mahiyetini henüz tam olarak açıklayabilmiş değildir.
Tasavvuf ise meseleye vahdet perspektifinden yaklaşır. İnsanın özü, bedene sonradan eklenmiş bağımsız bir ruh değil Allah’ın Esmâ özelliklerinin oluşturduğu bilinç boyutudur.
Beyin, bu bilincin dünya şartlarında açığa çıkmasını sağlayan bir araçtır ve hakikati ancak kendi kapasitesi ölçüsünde değerlendirebilir.
Beyin, bilinci üreten değil ilahi isimlerin açığa çıkışını değerlendiren biyolojik bir değerlendirme sistemidir.
İnsanın özü, bedene sonradan giren bağımsız bir ruh değil Allah’ın Esmâ özelliklerinin oluşturduğu bilinç boyutudur.
Beyin, bu bilincin dünya şartlarında açığa çıkmasını sağlayan bir araçtır.
Hakikatin tamamını değil, kapasitesi ölçüsünde değerlendirebildiği kısmını algılar. Bu sebeple bazı çağdaş teorilerde beynin bir “alıcı” gibi işlediğine dair yorumlar yapılırken, tasavvuf bunu çok daha derin bir anlamla ifade eder.
İnsan kalbi ve ruhu, ilahî isimlerin tecelli ettiği bir AYNA'dır.
Kur’ân’ın ifadesiyle Allah insana kendi ruhundan üflemiştir.
Bu sebeple insanın hakikati bedenden ibaret değildir. Asıl idrak eden ruh, asıl gören Allah’ın nuruyla gören kalptir.
Nitekim Allah şöyle buyurur,.. “Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nûr/35) Ve yine,..
Nereye dönerseniz dönün, Allah’ın vechi oradadır. (Bakara /115)
Kul ne kadar nefsinin gürültüsünden arınırsa, ilahî hakikatin sesi o kadar berrak duyulur. Tasavvufta buna kalbin cilalanması denir.
Ego, korkular ihtiraslar ve dünya bağımlılıkları bu aynanın üzerinde ki pas gibidir. Zikir, tefekkür, ihlas ve muhabbet ise o pası silen Rahmed nefesleridir.
Kalp saflaştıkça Allah’ın en-Nûr ismi daha parlak tecelli eder,
El-Hakk ismi hakikati gösterir,
El-Latîf kulunu görünmeyen inceliklerle terbiye eder,
El-Hâdî onu hakikate yöneltir,
El-Fettâh gönülde kapalı olan idrak kapılarını açar.
İnsan sonunda şunu idrak etmeye başlar..
Ben yaşamıyorum beni her an yaşatan Allah’tır.
Ben görmüyorum görmeyi bana her an veren O’dur.
Ben var değilim varlığım her nefeste O’nun Kayyûm isminin tecellisidir.
İşte gerçek tevhid, yalnızca Allah’ın bir olduğuna inanmak değil, her an O’nun yaratmasıyla var olduğumuzu idrak etmektir.
O zaman kişi evrene artık cansız maddeler topluluğu olarak bakmaz.
Her zerrede el-Hayy’ın hayatını,
el-Kayyûm’un ayakta tutuşunu,
er-Rahmân’ın rahmetini,
el-Müsavvir’in sanatını,
el-Bârî’nin kusursuz düzenini ve
el-Vâhid’in birliğini müşahede etmeye başlar.
Artık kâinat, Allah’ın isimlerini anlatan sessiz bir kitap olur.
İnsan ise o kitabın hem okuyucusu hem de okunacak en derin sayfası hâline gelir.
Çünkü hakikatte her nefes yeni bir yaratılıştır, her an yeni bir tecellidir, her varlık Allah’ın “Ol” emrine verilmiş canlı bir cevaptır.

Tarih: 2026-07-23 08:46:21