OKU..!
OKU..!

İSTEK, NASİBİN GÖLGESİDİR

İSTEK, NASİBİN GÖLGESİDİR

İnsan bilinci, çoğu zaman kendi seçimlerinin mutlak hâkimi olduğuna inanır. Ne istediğini bütünüyle kendisinin belirlediğini, arzu ve yönelişlerinin yalnızca kendi iradesinden doğduğunu varsayar. Oysa meseleye daha derin bir pencereden baktığımızda, bu mutlak özgürlük algısının bir aldatmaca olduğu dikkat çeker.
Peki, bir şeyi istemeye başladığımızda o arzu gerçekten tamamen bize mi aittir..?
Bir isteğin ne zaman, neden ve hangi şartlarda ortaya çıkacağını bütünüyle biz mi belirleriz..?
Yoksa içimizde doğan yönelişler, içinde bulunduğumuz şartların, görünmez bağların ve henüz açığa çıkmamış daha büyük bir potansiyel alanının etkisiyle mi görünür hâle gelir..?
İrade ile nasip arasındaki o ince ve hassas dengeyi, tasavvufun derin hikmeti, kuantum fiziğinin modern kavramları ve Esma-ül Hüsna’nın sonsuz anlam dünyası üzerinden okuduğumuzda, karşımıza muazzam bir hakikat çıkar.
Tasavvuf düşüncesine göre, insan kalbine düşen hakiki bir arzu asla sebepsiz ya da rastlantısal değildir. Allah, vermeyeceği şeyin isteme arzusunu kulunun kalbine düşürmez düsturunca, içimizdeki her samimi istek, nasibin kendisi değilse bile ona doğru yürüyen bir gölge, vuslatı müjdeleyen bir işarettir.
İnsan, kendi cüzi iradesini bütünüyle bağımsız ve muktedir sansa da, aslında bu irade her şeyi kuşatan külli iradenin yeryüzündeki zarif bir tecellisinden ibarettir. Tıpkı bir gölgenin varlığının, güneşe ve o gölgeyi var eden asıl nesneye bağlı olması gibi, kalpte filizlenen her samimi özlem de, ezelde nasip olarak takdir edilmiş olanın ruhumuzdaki ilk yankısı ve ışığıdır.
Kuantum fiziğinin olasılıklar alanı dediği sonsuz derya, tasavvuftaki Ayân-ı Sâbite yani ilahi ilimdeki saklı potansiyeller alemini çağrıştırır. Kainat katı bir maddeden ibaret değil, OL emrini bekleyen sonsuz niyet ve imkanlar bütünüdür.
Tasavvufi bir nazarla bakıldığında, bir zerre gözlemlenene kadar sadece bir ihtimal olarak vardır. Ne zaman ki insan, kalbini ve nazarını bir noktaya odaklar, işte o AN ilahi tecelli somut bir gerçeğe, yani kula takdir edilen bir nasibe dönüşür. İnsanın niyeti ve samimi yönelişi, o sonsuz imkanlar denizinden kendi kader payını süzüp çıkarma vesilesidir.
Kuantum dolanıklık, yani birbirinden fersah fersah uzaktaki iki zerrenin tek bir yürek gibi aynı anda dönmesi ve haberleşmesi, maneviyattaki kalpten kalbe giden görünmez yolların evrendeki izidir. Kalbinize ansızın düşen, sizi uykusuz bırakan o derin arzu ve niyet aslında tek taraflı değildir. Kaderde ne varsa, o çıkar karşına ama kalbindeki istek, sana doğru gelen NASİB'in habercisidir. İçinizdeki o samimi çekim, çekildiğiniz imkanla aranızda ezelde kurulmuş bir muhabbet bağının, ruhunuza sızan ilk esintisidir. İstemeyi veren, vereceğini müjdelemektedir.
İnsanın istekleri ve bu isteklerin gerçekleşme süreci, ilahi isimlerin kâinattaki tecellileriyle doğrudan ilişkilidir..
El-Kadir ve El-Muktedir,. İhtimaller alanındaki sonsuz gücü ve bu gücün belirli bir ölçüye göre somutlaşmasını (nasibi) yönetir. Bir şeyin oluşu da olmayışı da bu kudretin ölçüsüdür.
El-Müdebbir,. Olayların arkasındaki sebepleri, bahaneleri ve gerekçeleri dizayn eden Küllî Aklı temsil eder. Olmayacak bir şey için zihninize bahaneleri ilham eden, düzeni bu isimle kuran sistemdir.
El-Bâis,.. Kalpte aniden beliren o arzuyu, isteği ve eyleme geçme şevkini ba's eden (dirilten ve harekete geçiren) esmadır. Nasip yaklaşınca kalpteki istek bu tecelli ile uyanır.
El-Latif,.. Lütfunu en ince, görünmez ve zarif yollarla hissettirendir. Karşı taraftan gelen bir sesleniş, hiç hesapta yokken açılan bir kapı veya içe doğan sezgi, El-Latif isminin hayatınızdaki sessiz yankısıdır.
El-Bâsit,.. Kalbi ve imkânları açan, genişleten. İnsanın iç dünyasında bir isteğin belirmesi, kalbin o nasibe doğru genişletilmesidir.
El-Musavvir,. Şekil veren, biçimlendiren. Zihinde ve kalpte şekillenen arzu, takdir edilen nasibin suret kazanmaya başlamasıdır.
El-Mu’tî ve El-Mâni,.. Veren ve engelleyen. İrade ne kadar çabalarsa çabalasın, verme veya engelleme nihai olarak bu tecelliye bağlıdır.
İnsan bilinci arzulayan ve seçen bir özne gibi görünse de, kalbe düşen her istek aslında gelecekteki bir potansiyelin içimizdeki ilk yankısıdır. İrade, nasibi yoktan var eden bir güç değil, takdir edilmiş o potansiyeli fark edip ona yönelen bir pusuladır.
Daha açık bir ifadeyle, Siz kendi hikayenizin senaristi değil, size tecelli eden frekansın tanığısınız. Zihninizin vazgeçmek için ürettiği bahaneler, henüz olgunlaşmamış şeylerin perdesidir. İçinizde aniden patlayan derin bir arzu ise, zihinden önce kalbe ulaşmış bir kabul kararıdır.
KUL sadece dinler, NASİP ise çağrıldığı yere akar.

Tarih: 2026-09-15 23:18:36